ab (30)

Murathan Mungan-Yalnız Opera

By Tuncay Büyükdişli, 18 Haziran 2015

YALNIZ BİR OPERA

Murathan MUNGAN (1986-87)

 

“Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda

Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim

Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

 

İmrendiğin, öfkelendiğin

Kızdığın ya da kıskandığın diyelim

Yani yaşamışlık sandığın geçmişim

Dile dökülemeyenin tenhalığında

Kaçırılan bakışlarda, gündeliğin başıboş ayrıntılarında

Zaman zaman geriye tepip duruyordu ve elbet üzerinde durulmuyordu.

Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun

Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

 

Başlangıçta doğruydu belki,

Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp

Gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan, benliğimi kavrayıp

Varlığımı ele geçiren bir aşkla bedellendin.

Ve hala bilmiyordun sevgilim

Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana

Bütün kazananlar gibi, terk ettin

 

Yaz başıydı gittiğinde, ardından senin için üç lirik parça yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı, yoktun. Kimsesizdim, çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum. Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum. Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu, yüzündeki küskün kedere, gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıldayan gözlerine. Çevresine sığmayan munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine, lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.”

 

Yaz başıydı gittiğinde, sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

 

Daha o gün anlamalıydım

Aramızda bir düşman gibi duran zaman’ı

Daha o gün anlamalıydım

Benim sana erken

Senin bana geç kaldığını

 

Gittin, koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri, dönüldüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi göremediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıştı.

Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.

Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık. Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

Gittin, şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.

 

Şimdi biz neyiz biliyor musun?

Akıp giden zamana göz kırpan yıldızlar gibiyiz

Birbirine uzanamayan

Boşlukta iki yalnız yıldız gibi

Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruzBir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca.

 

Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız

Ne kalacak bizden?

Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim

Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında

Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden

Bizden diyorum, ikimizden, ne kalacak?

 

Şimdi biz neyiz biliyor musun? Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir şey bulunduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi. Artık hiçbir duygusunu anlayamayan çocuklar gibi. Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek, her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

 

Kış başlıyor sevgilim

Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor

Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan

Oysa yapacak ne çok şey vardı

Ve ne kadar az zaman, kış başlıyor sevgilim

İyi bak kendine

Gözlerindeki usul şefkati teslim etme kimseye, hiçbir şeye

Upuzun bir kış başlıyor sevgilim

Ayrılığımızın kışı başlıyor

Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime

 

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak…

Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır. İçinizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun, para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar. Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz, çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar gözünüzün önünde durur, birlikte yarattığınız alışkanlıklar, korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

 

Dışarıda hayat düşmandır söze

İçeride odalara sığmazken siz, kendiniz

Bir ayrılığın ilk günleridir daha

Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta

 

Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam dediğimiz zamanlar gibi. Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi. Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi.

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi ama öyle sessiz bıraktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken ve kazanmış görünürken derinliğimizi.

 

 Ne zaman ki yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar o tik taklar kadar önemsiz kalır şimdi hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar.

Denemeseniz de bilirsiniz hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

 

Bana zamandan söz ediyorlar, gelip size zamandan söz ederler, yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.

Bittiğinde kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek, zaman alır.

Alır sizden bunların yükünü.

O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. Hayatta sevinilecek bir şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.

 

O boşluk doldu sanırsınız

Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

Gün gelir bir gün

Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide,

O eski ağrı ansızın geri teper.

Dilerim geri teper

Yoksa gerçekten bitmişsinizdir.

 

Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık

Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan

Her şeye  iyi gelen zaman sizi kanatır

Ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

 

Günlerin dökümünü yap

Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini

Kim bilebilir ikimizden başka?

Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış

Bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren kendin deliği

Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün

Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya

Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada

Ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla

Bunlar da bir işe yaramadıysa

Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda

Bu şiire başladığımda nerede, şimdi neredeyim

Solgun yollardan geçtim

Bakışımlı mevsimlerden ikindi yağmurlarını bekleyen yaz sonu hüzünlerinden

Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim

Geçti her çağın bitki örtüsünden

Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından bakarken dünyaya

Yangınlarla bayındır kentler gibiyim

Çiçek adlarını ezberlemekten geldim

Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların unuttuklarını hatırlamaktan

Uzun uzak yolları tarif etmekten, haydutluktan ve melankoliden

Giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden

Duyarlığın gece mekteplerinden geldim

Bütünlemeli çocuklarla geçti gençliğimin rüzgâra verdiğim yılları

Dokunmaların ve iç dökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerede, şimdi neredeyim?

Yaram vardı, bir de sözcükler

Sonra vaat edilmiş topraklar gibi sayfalar ve günler

Işık istiyordu yalnızlığım

 

Daha önce başka şiirlerde de konaklamıştım

Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde

Aşk yalnız bir operadır, biliyordum;

Opera da bir gece uyudum, hiç uyanmadım

Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim

Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu

El kadar gökyüzü mendil kadar ufak

Birlikte çıkılan yolların yazgısıdır; eksiliyorduk

Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim

Her otelde biraz eksilip, biraz artarak yani çoğalarak

Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin

Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında

Ağır ve acı tanıklıklardan geçerek geldim, terli ve kirliydim.

Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum maskeler ve çiçekler biriktiriyordu

Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…

Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları ve açık hayatları seviyordu

Buraya gelirken uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim

Atlarla birlikte terledim, yolları ve geceleri ödünç almadım

Hiç kimseden hiçbir şeyi

Çıplak ve sahici yaşayıp, çıplak ve sahici ölmek için

Panayır yerleri… Panayır yerleri… Ölü kelebekler… Ölü kelebekler

Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

Adım onların adının yanına yazılmasın diye

Acı çekecek yerlerimi yok etmeden acıyla baş etmeyi öğrendim.

Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

İpek yollarında kuzey yıldızı, aşkın kuzey yıldızı

Sanırsın durduğun yerde ya da yol üstündedir

 

Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar, ölü yanardağlar, ölü yıldızlar

Ve toy yaşın bilmediği hesap; ışık hızı

 Aşkın bir yolu vardır

Her yaşta başka türlü geçilen

Aşkın bir yolu vardır

Her yaşta biraz geciken

Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler, gözlerim

Aşkın kuzey yıldızıdır bu yazları daha iyi görülen

Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler, ilerlerim

Zamanla anlarsın bu bir yanılsama

Ölü şairlerin imgelerinden kalma

Sen de değilsin, o da değil, kuzey yıldızı daha uzakta

Yeniden yollara düşerler, düşerim

Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda

Ben yoluma devam ederim

Bitmemiş bir şiirin ortasında

Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler

Yaşamsa yerli yerinde, yerli yerinde her şey

Şimdi her şey doludizgin ve çoğul

Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi

Şimdi her şey yeniden

Yüreğim, o eski aşk kalesi

Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden

Dönüp ardıma bakıyorum

Yoksun sen

Ey sanat!

Her şeyi hayata dönüştüren”

 

                                                     Murathan Mungan-Yalnız Opera