ab (120)

İÇİMDEKİ AKINTILAR

By Tuncay Büyükdişli, 3 Haziran 2015

İÇİMDEKİ AKINTILAR

 

Hiç bir zaman kendimize net olarak itiraf edemesek de hep korkuyorduk hayattan ya da geliştirdiğimiz hayat bunu emretti.

Büyümekten, yalnız yürümekten, insanlardan, cicili bicili gözüküp içinde ruh ve anlamını azalttığımız hayattan korkuyorduk, korkuyorduk bu yarışta geride kalmaktan, elenmekten.

Her korktuğumuzda biraz eksiliyorduk kendimizden.

Mesela korkularımız hayatı acımasız yarışa çeviriyordu, anlamdan ve kıvancımızdan eksiliyorduk, içimizdeki neşeli çocuklarımızı eksiltiyorduk birer birer.

Gülen yüzler, asık suratlara dönüşüyordu, tutkularımızdan eksiliyorduk.

Hâlbuki korkmasaydık kıvancımızdan kaybetmeyecektik, korktuk kimilerimiz kaybettik onu.

Kaybetmeyecektik neşeli çocuklarımızı birer birer. Hayatı insan olarak zorlaştırıyorduk, zorlaştırdıkça da hayattan korkularımız artıyordu, güçlü olma isteğimiz artıyordu.

Hâlbuki bu kadar entrikalara bürümeseydik hayatı, sade tutabilseydik korkularımız bu kadar devasa olmayacaktı, ne bileyim çok daha azı ile yürüyecektik korkuların, minimize edecektik.

İşe şöyle bakalım mesela, toplum olarak, toplumun korkuları arttıkça güçlü toplum adına savaşlar başlıyor bu kez, sosyal çevre, çeteler, terör örgütleri dayatmalar sunmaya başlıyor zorbalıkla, dışlanmamak adına kendimizin onay vermediği her türlü anane, gelenek gibi şeylere boğun eğiyoruz farkında olmadan, istemeden.

 

 

* “Hepimiz hücredeyiz. Ama kimimizin hücresinde pencere var, kimimizinkinde yok.”

 

Bu sefer çok daha fazla eksiliyorduk; barışımızdan, hümanistliğimizden.

Hâlbuki maddi olarak güçlenmekten önce manevi bütünlük ve manevi güce önem verseydik daha az, çok daha az,  eksilecektik kendimizden, birbirimize bir şeyleri dayatmadan, anlayış içinde sevmeyi öğrenerek birbirimizi.

 

Kişisel egemenliğimizi kaybetmekten korktuğumuzdan eksildik biraz da, kişisel ayrılıklar yarattık cinsiyetler arasında. Kadın-erkek eşitsizliği değil mi en önemlisi arkasından geliverdi çocuk şiddeti, dinsel şiddet, cinsel şiddet şimdilerde ise yeni bir şiddet daha yarattık kendimizi güçlü kılıp birbirimizi sanal âlemde nakavt ediyoruz, adı; sanal şiddet.

 

Düşünsenize şiddet aslında nedir, kaç çeker hayatımızda

Hiç sevmem şiddeti, ben olsam diğerlerinin yerinde

Asla şiddete başvurmazdım, başvurmadım da.

Hem de hiç.

 

Yargıladığımız dünyanın bir parçasıyız şimdi

Kirli sularında balık avlayan,

Bataklıklarında salınıp

Sisli havalarını teneffüs eden

Bırakamadık aşkın masumiyetine kendimizi

Harap bir kalp, şimdiki zamanda bize kalan 

 

*”İçimdeki ‘ben’ dostum, sessizlik konağında oturur ve sonsuza kadar orada kalacak, anlaşılmadan, yaklaşılmadan.”

 

Korkakların işi değil mi bu, hep bahsederim ikiye bir çukurda son bulacağımızı idrak etseydik, ölüm korkusunu yenerek, ölümünde doğum gibi hayatın realitesi olduğunu anlayabilseydik üstelik hiç bir maddi nakil işlemi olmadığını da kafamıza soksaydık çok az eksilecektik kendimizden, belki de eksilmeyecektik, çünkü hayat böyle olmayacaktı. Çünkü yolun sonu ölümdür, ondan ne kadar korkarsak korkalım yazgımızın sonunu değiştiremeyiz.

 

*”Onlar bizim önümüze altın ve gümüşten olan zenginliklerini sererler, bizse onların önünde kalplerimizi ve ruhlarımızı sereriz. Buna rağmen onlar, hâlâ kendilerini ev sahibi, bizi ise misafir sayarlar”

 

Bazen bunları unutuyorum rüyamda, bakıyorum ne güzelmiş dünya diyorum; acılardan,  korkulardan ve dayatmalardan arınmış, kirletilmemiş bir dünya.

Sonra uyanıyorum, sonrası bildik işte..

 

Ama ben herkesin korkulardan ve şiddetten uzak yaşamasını bütün kalbimle ümit ediyorum. Hem ümitsizlik bir çekerse ümit etmek bin çekmez mi? Ümit edersek güzeli daha az eksilmez miyiz kendimizden? Ben öyle yapmaya çalışıyorum, hem de çok. Mutlu olmanın peşindeyim, bireysel olarak kendi mutluluğumuzun peşine düşersek, herkesi de buna yönlendirebilirsek dünya mükemmelleşir.

 

 

 

Kaçsak buralardan bir tanem

Çok uzaklara, entrikalardan uzaklaşsak

Kaçkar dağlarında olsak mesela

Sade ve temiz bir düzenin içinde

Taksan takıştırsan dağ çiçeklerini başına

Öpsen, öpsen hiç usanmadan

Pul pul dökülüverse bedenimiz hazzımızdan

Tüm kirlerimizi atarak üzerimizden

Merhaba diyebilsek tertemiz bir yaşama.

 

Tabii ki mutlu olabilmek için de ilk önce sevmeyi, bağışlamayı, pişmanlık duymaktan korkmamayı değer vermeyi, hatırlamayı, sadeliği öğrenmemiz lazım. Bunu öğrenebilirsek ancak dünyayı kirinden arındırmış oluruz.

 

İşte o zaman siyasetçiler gibi beyaz sayfaları açıp açıp kirletmeyiz, sayfalarımız temiz kalmaya devam eder.

Bakarsınız;  müzik, gürültüden – kıvanç, zevkten –  ruh, maddiyattan –  tutku, duygu oyunlarından arınmış olur.

 

*”Ben istekli ve arzu dolu ölecektim, bu bıkkınlık ve umutsuzluk yaşamak yerine. Ruhumun derinliklerinde aşkı ve güzeli arzulamayı istiyorum ve insanların en perişanı mutlu görmeyi. İsteğin ve özlemin iç çekişini duymuştum bir kez, o, en tatlı müzikten de tatlıydı”

 

**”Işık veren her günün senin için en yüce olduğunu hayal et; üzerinde hesabının olmayacağı saati saygıyla kabul edeceksin.”

 

* Halil Cibran – Aforizmalar

** Horatius, Epitres, I, IV, 13