ab (274)

GELSİN HAYAT BİLDİĞİ GİBİ…

By Tuncay Büyükdişli, 3 Haziran 2015

GELSİN HAYAT BİLDİĞİ GİBİ…

 

Güzel bir yarayla dünyaya geldim. Varım yoğum hep bu yaraydı.” (Franz Kafka)

 

“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıktan yiyen, 

kemiren yaralar.” (Sadık Hidayet)

 

Bazen hayat üstüne üstüne gelir, her şey çok fazla gelir sana, anlatırsın, içlenirsin, seni dinliyormuş numaraları yapar insanoğlu. Paylaşamadığında hayatı anlarsın ki sen aslında o çevreye ait değilsin, dolayısı ile hiçbiri olmayı seçmişsindir farkında olmayarak. Belki de yanlış seçimlerimizin bir sonucudur bu; bizi mutsuz eden ve kafamızı kurcalayan birçok kişi ve nesneyi hayatımızın dışına atmaktansa; orta yerine oturttuğumuzdan bu yükü taşırız.  Yürüdüğümüz yollara, yaşadığımız kente yabancılaşırız. Bir yolcu gibi hissederiz kendimizi hızla gelip geçen bu dünyadan, nereye ait olduğumuzu da bilmek istemeyiz çünkü kayboluvermişizdir bu dünyada, yaşadığımız çevrede. Aslında bir çok yerde olup, var olamayanların arasında hissettiğimiz tekinsiz bir yalnızlıktır bu.

Peki bu hisler artıp bizi bunalttığında, tıkanıp nefes alamadığımızda ne yapmalıyız.

Zaman zaman kendi iç dünyamıza sortiler yapıp orada bir müddet dinlenip, dış dünyadan belli bir zaman izole olarak kendi derinliğimizde kaybolmak kadar güzel ve kıymetli bir şey var mı bu hayatta.

Kendini yeniden keşfetmek gibi bir şey bu tekil yolculuk. Zaman zaman kapanmalısın odana en sevdiğin müziklerini dinlemelisin, elinde kahve fincanı bir dolu yalnızlığınla beraber kendini kaybetmelisin kimsenin seni bulamayacağı dehlizlerinde.

 

Umudum azalıp katılaştığımda, dışarıdaki dünyanın değişmesi umudu ile belki de yaparım sık sık bunu, bazen dünyanın üzerime yürüdüğünü hissettiğimde, bu atmosferde nefes almakta güçlük çektiğimde kaybolurum ruhumun derinliklerinde, yeni atmosferler bulurum nefes almakta güçlük çektiğim bu atmosferin dışında, kendi derinliğimin içinde.

 

Kendimi tekrar keşfederim ve anlarım ki kendim kendimden uzaklaşmışım, tekrardan ele geçiririm kendimi, kendim gibi yaşamaya, kimseyi takmamaya çalışıp kendi özgünlüğümü salt kendi özgünlüğümü bulurum.

 

Anlarım ki herkes kendi gibi yaşamalı ,kendini kaybetmeden, bu realiteyi tekrar keşfederim.

Kendi bakışı, kendi tınısı olmalı insanın, korkmadan, fazla söze gerek duymadan, sadece hissettiğimiz gibi, kendi özgün ruhumuzla yaşanmalı hayat. Kimseye bir şeyi zorla kabullendirmeye çalışmadan,

her peteğin lezzetinin ayrı olduğunu kabullenip, her petekten ayrı bir lezzet alarak, ayrı görüşlere saygı duyup o görüşler için savaşmadan, kendi özgünlüğümüzü ancak bu şekilde koruyabiliriz. Farklı görüş ve fikirlerin içinde, kendi özgünlüğüm ön plana çıkıp, kendini daha güzel bir biçimde sunar, bana ve etrafıma.

Bu deneyimler kendimize daha çok yetmeyi öğreterek, çevreden beklentilerimizi minimuma indirmemizi sağlar. Daha az kırılırsın çevrendeki insanların yüzlerine vuramadığın bencilliğine ve kendi ben merkezciliğine.

Keyif almaya başlarsın birazcık seni boğan bu anlamsız hayattan böylece…