a (110)

ASIRLIK UTANÇ

By Tuncay Büyükdişli, 3 Haziran 2015

ASIRLIK UTANÇ

 

Bakışlarında ölümcül bir hüzün ve hayal kırıklığı,

Gözleri bu zamanın ötesinde bir yerlere bakıyordu,

İçinde yıllardır süzülüp biriken acı okunuyordu yüzünden.

Güzel bir kızdı,

Kapatmamıştı güzelliğini; yediği dayaktan olsa gerek

Yüzündeki morluklar.

Yüzyılların ağırlığını taşıyordu sırtında.

 

Acı ve hüzünlü bir yüz idi

Yoksulluğun coğrafyasında

Bütün kadınlarımızın ağırlığı çökmüştü o yorgun gözlerine,

Düşleri yarım kalmış, hatta ölmüş.

Soluk sıfatıyla yorgun bedeni

Sızlattı deriden yüreğimi,

Bütün insanlık adına suçlu hissettim kendimi.

 

Varoşlarda büyümüş

Yokluk-yoksulluk canına işlemiş belli,

Gerçek bir cinnet içinde.

Bir acı dolaşıyor ruhunda ve bedeninde

Zamanla yer değiştiren.

Nasır tutmuş elleri,

Soğuk vurmuş elma elma yanakları, kestane rengi saçları

Hasret kalmışlar belli,

Okşanıp öpülmeye, tel tel koklanmaya.

Ülkemin üzgün yüzü

Gülmelerin hiç işlemediği yüzünde gerçek olarak durmakta.

Oysa ne şiirler, öyküler yazılmıştı güzelliğine.

 

Ya gönüllü ya gönülsüz

Ya da çaresizlikten evlenmiş,

Yüreği ayaklarında geziniyor.

Sırtına vurmuş birini; ikisi ellerinde

Üç bahtsız çocuk etrafında analarının

 

 

Çakmak çakmak gözleri

Yaşama sevincini yitirmiş belli

Ürkek ve korkak bakıyordu.

Açlık,

Dayak,

Yoksulluk

Utanç

Yüz ifadesine oturmuş,

Sıfatında acının tarihi okunuyor.

Anlamam sevilmeden, sevgiden der gibi,

İçinde sesler azalmış

Çığlık çığlığa haykırıyordu sessizliği

Hoyrat ellerin içindeki çiceğin.

 

Şimdi benim de içimde sesler azalıyor

Çiçekler azalıyor

Soluyor içimde birer birer

Büyük bir utanç içinde

Eşitsizlik ve haksızlığın vurulduğu coğrafyamda.