digital (49)

By Tuncay Büyükdişli, 19 Ağustos 2015

YOLCULUK…

 

Bitmek bilmeyen bir savaşın içinde hissediyorum kendimi, yorgun düşmüşüm.

Güneş henüz yeni veda etmiş güne, ağaçların üzerinden seyrediyorum ay’ın ilk halini. Çok güzel gözüküyor ay, ağustos böceklerinin cılız sesi kulaklarıma geliyor.

Gökyüzü de yıldızlarla bezenmiş pırıl pırıl parlamaktalar, oysa bu saatlerde çok ender olur bu görüntü. Çok daha afili cümlelerle betimlemek isterdim bu anı, kelimelerin gücü bazen bu sihirli zamanları anlatmaya yetmiyor.

Her neyse kimsesiz bir çocuk gibi hissediyorum kendimi, önümde uçsuz bucaksız bir gökyüzü var, ışıkta yok üstelik ayın ve yıldızların ışıltısı altındayım. Yapayalnızım ve her zamanki gibi yalnız hissediyorum kendimi. O kadar insanın ve çevremin içinde yapayalnızım oysa. Nedeni nedir mi yalnızlığımın ve yorgunluğumun? Açıklamaya çalışayım,çevremdeki insanlarla ve toplumun yapısıyla savaşmaktan bıktığımdan sanırım, bunu bu anlamsız bulduğum hayatta yaşamıma anlam katabilmek için yapıyorum; sürü psikolojisi ile yürümek benim için ölümden beter, kendimi kaybetmek, yitip gitmek demek sonsuzlukta. Yalnız hissediyorum kendimi çevremdekilerin bir kopyası olarak hissettiğim anlarda, yorgun hissediyorum onlarla uyum içinde olmak zorunda hissettiğim zamanlarda…

Hep kendi iç dinamiklerimden ilham alarak ve bu şekilde varlığıma anlam katıp özgür benliğimi yakalamak için uğraşıyorum.

Uğraşıyorum ama seni de diğerleri gibi yapmaya, olağanca gücü ile zorlayan bu dünyada kendin gibi olabilmek çetin bir savaş. Çünkü düzen, yaşadığımız dünya, kendimize yabancılaşma getiren, çatışma ve bölünmüşlüklerin dünyası.  Bu savaştan galip çıkmak için, kendim olmak için ne kadar yol alabildim bilmiyorum. Bildiğim sürekli kendimi aramak, bu arayışın içinde  kendimi bulabildiğim gibi olmak. Bu yolda hep bir yolcu olacağımdan eminim ömrüm boyunca.

Gözümü dikmişim yıldızlarla bezenmiş gökyüzüne, sesizliğin seremonisini dinliyorum, kendi içimde bir yolculuğa çıkıyorum.

Ne bulacağım bu seferde kim bilir?

 

31-10-2014