digital (55)

By Tuncay Büyükdişli, 19 Ağustos 2015

PUSLU CAM

 

Puslu camların arkasından izlemekteyim, gece hışımla yağan yağmuru. Rüzgarın uğultusu içimi titretmekte. Cama ellerimle bir şeyler çiziyorum ve kendi yansımamı görmek istiyorum. Evet bir ara kendi yansımamı kaybediyorum buğudan. Acaba içinde olduğumuz şey bir illüzyondan mı ibaret diye düşünüyorum. Niçin varım? Acaba yok muyum? Sadece var olduğumu mu sanıyorum? Sorular birbiri ardınca düşüyor zihnime..Gözlerim uzakla dalıyor..

 

Dışarıda koca bir devinim devam ediyor tüm haşmetiyle ve ben bu devinimin içinde kabuğuma çekilmiş sus-pus olmuş durumdayım. İçimde, dilime suskunluk olarak yansıyan çığlıklar var. Uzun zamandır kendimi anlatamadığımı düşünüyorum karşımdakilere, bazen öyle bir durumda hissediyorum ki kendimi ifade edecek sözcükler de  bulamıyorum üstelik. Herkes kendini düşünmekte, karşısındaki insanı anlamaya, hislerine ve beğenilerine ortak olmaya kimsenin niyeti yok varsa yoksa kendi egoları… Herkes kendi yazdığı senaryoyu oynuyor duyularını dış dünyaya kapatmış.

Yağmur biraz daha şiddetleniyor sanki her damla birbiri ardına yüreğime dokunuyor. Algılarımı açıp, düşüncelerimi artırdıkça çığlık çığlığa bir sessizlik düşüyor dilime, içim acımaya başlıyor,. Çocuğunu kaybetmiş anaların- babaların yasını tutuyorum, soğuktan titreyen garibanları düşünüyorum, açlık çekenlerden mideme kramplar giriyor, avuç içim sızlıyor ırgatların çatlamış avuçlarından kısacası dünyanın adaletsizliğinden içimin can çekişmeleri sessizlik olarak dökülüyor dudağıma.

Duyuyorum insanların acılarını yüreğimde, ya siz duyabiliyor musunuz acıların sessiz çığlıklarını?

Susup dinle şimdi

İstersen duyacaksın

Sessiz çığlıklarını acıların.

Duyamadıysan bak aynaya

İyi bak ve çıkar maskeni

Sızlamadı mı yüreğin?

 

22-12-2014digital (55)