a1 (1)

By Tuncay Büyükdişli, 19 Ağustos 2015

ANI YAŞAMAK

 

Anı yaşamayı gerçekten becerebilseydik, sorunlarımızın büyük bir çoğunluğunu çözüyor olurduk.

Hayat anlamsızdır bunu kabul etmeyecek değilim fakat bu anlamsızlığın en anlamlı şeyi de içinde bulunduğumuz, bu anlamsızlık içinde kendimize anlam yaratıp kendi özgünlüğümüz içinde hiç kimse için yapılmayan hiçbir anane ve geleneğe bağlı kalmadan yaşanılan anlardır.

Sadece kendi özgün hareket ve anlam repertuarımızla yaşamaktan bahsediyorum, işte herkes kendi özgün yaşam biçimiyle kendi farklılığını ortaya koyar böylece anlamdan yoksun olan hayata, renklilik ve dünyevi zevkler katmış oluruz.

An; çok ciddi bir çabaya değmez, zaman ve mekanla sınırlanmış bir bütünün parçası olduğumuza göre, anın sihrini yakalayıp tadını çıkarabilmeliyiz.

Geçmiş ve gelecek üzerinde çok didinip durmak ve yoğun  efor harcayarak çok çok ciddiye almak anın büyüsüne zarar verebilir.

Montaigne bakın Denemelerinde ne diyor;

    “Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Sonsuzluğun, dağların, nehirlerin, yıldızların, ağaçların yanında bizim hayatımızın uzunu – kısası da böyle gülünçtür.”

Demiyorum ki gelecek için çalışmamalı, plan yapmamalı..Gelecek için çaba gösterirken bugünün büyüsünü bozarak, anın keyfini çıkarmadan inşaa edilen gelecek insana mutluluk getirmez.

Aslında bütün hayallerimiz anın gerçekliği ve sihri üzerine kurulmuştur, hayallerin yolu hep buraya çıkar, gerçek anın içinde saf ve yalın olarak durmaktadır.

Anın içinde hep çoşku ve çocukluk vardır, yaşımız her ne olursa olsun içimizde bir çocuk en saf,  haylaz ve neşeli haliyle bekler anın büyüsünü yaşamak için. Yapmamız gereken o çocuğa izin vermektir…

 

01-12-2014